Categories
yazılar

bu mektup sana

“uçurumları düşlediğinde uçurum kenarındaki bir incir ağacını düşün. onun meyvelerini yalnızca kargalar yer.”


birçok yıldız döşeyip aydınlatabilirim seni ancak bu benim işim değil. geçmişin ışıklarından nasıl bahsedebilirim sana? dinle beni. sana her şeyden ve dolayısıyla hiçbir şeyden bahsedeceğim.

hiçbir iki ayaklı seninle ilgilenmeyecek. seni kendileri yapmaya çalışacak. doğduğun günden itibaren benim de senin için planladığım şey buydu. sen dünyanı oluştururken ben senin dünyanı nasıl kirleteceğimle ilgilendiğim sandıklar dolusu mektup yazdım. şimdi hepsini yakıyor ve sana dürüstçe bir şeylerden söz açmak istiyorum.

tüm gördüklerin bir tasarıdır. doğduğundan bu yana cebine tıkıştırdıkların, unutma ki, yalnızca senin cebine tıkıştırdıklarındır. doğanın bizlere sunduğu çeşitliliği unutma ve ceplerini boşalt. özünün üzerine yüklediğin tüm o ağırlıktan kurtul. sana öğretileni aklında tut ancak kabul etme. birilerinin filtrelenmiş fikirlerini beyninin kıvrımlarında dolaştırmaya kalkma sakın, bilirsin ki kanser yayılmayı bırakmaz. yükselen güneşi kimin desteklediğiyle ömrünü geçirme, çünkü altında birçok el göreceksin. sırtını sıvazlama bahanesiyle sana birer birer etiket yapıştıranlara mesafeli ol. bekareti gitmiş kıyafetini çıkart ve üşümekten korkma. çünkü üşümek korkutucu değildir, korkutucu olan senin üşümeye dair edindiğin korkunç dogmalardır. logos doğrultusunda doğaya uygun olanı düşün. aklınla vakit geçir, bu egzersiz seni herkesten daha dinç tutacaktır. tanık olduğun şeyler, yalnızca şeylerden ibarettir. onları nasıl algıladığının seninle bir alakası var. senin sahip olduğun tek şey, kimliğindir. kimliğine birilerinin alçıya yazıyormuşçasına anılarını bırakmasına izin verme. yaşamını bir hatıra defteri olarak sunma, zira herkes yazarken gülünç olmayı arzulayacaktır.

sana devamlı karşılaşacağın saçmalıklardan bahsetmeliyim. derhal uzaklaşman gereken üç safsata var. bunlar talih, tutku ve yasadır.

talih veya kader. içine doğduğun bu karmaşada denk gelen rollerden bazıları çeşitli yayınlarla sürekli yüceltilecek ve dağların zirvelerine konulacaktır. elinde sağlam karabina ve halat yoksa o dağa tırmanmaya çalışmaktan vazgeç. dağların tepesinde daha alımlı gözüken şeyler, sadece kaynağının -yani güneşin- ona doğrudan ve kayıpsız ışık verebilmesinden ötürü alımlı gözükürler. birilerinin ışıkları üzerine yönelttiği her türlü kavram hakkında defalarca düşün, bana kalırsa uzak dur. dağların tepesinde manzaranın aşağıdakinden daha güzel gözüktüğü bir uydurmadır. gözlerine doğrudan ışık gelen hiç kimse net göremez ve göremeyen insanlar manzaradan bihaberdir. doğa sana ne ektiyse onu en doğru şekilde biçmekle vaktini geçir. uçurumları düşlediğinde uçurum kenarındaki bir incir ağacını düşün. onun meyvelerini yalnızca kargalar yer. yaşam seyrini tamamla ve usulca teknenden in.

tutkular gölgelerdir. hüzün, sevinç, korku, kaygı ve benzer birçok duyguya sırtını çevir. kimileri elinde mumla yakınına gelecek ve yerdeki gölgeni göstererek ona isimler verecektir. bu durumlarda anımsaman gereken, o gölgelerin senin varlığın olmadan asla oluşamayacağıdır. gölgelerine isim vermekten vazgeçmeli ve için için yanan her fikirden uzaklaşarak gölgelerinden kurtulmalısın. dediğim gibi, bu duygular seni etkilemiyor, seni etkileyen şey duygulara ait edindiğin kanaatlerindir. kendini izole et diyemem fakat kanaatler boynuna bir ip dolamışken kendini ihmal edersin. demek istediğim, yaşama karşı ölçülü olmayı öğren. tek tutkun, hiçbir şeye tutkuyla bağlanmamak olsun.

yasalar yol gösterirler, bu doğru, ancak senin kendi yolunda gitmeni de engellerler. tüm yaşamın boyunca birileri sana doğru ve yanlış üzerinden öğütler kusacak, eğitimin üzerine titreyecek -çünkü seni hamurlaştıracak eğitim onlar için önemlidir, böylece seni yoğurabilirler- ve parmakla gösterdiklerinin alternatifi olmadıklarını savunacaktır. böylelerine orta parmağını göstermekten korkma. aristoteles kahvaltısını philippos’un istediği gibi ededursun, sen kahvaltını kendi istediğin gibi et. elealı bir deli çıkıp “hareket yoktur!” derse keyifle ıslık çalarak yürümeye başla. kendine yeni bir yol edin ve kimsenin güneşini çalmasına izin verme. bunu deneyenler olduğunda alaycı bir bakışla aşağıla onları. doğru yaşam, çoğunluğu rahatsız etmektir. çoğunluğu huzursuz edemediysen neyi yanlış yaptığını düşün. gün gelir de seni başka topraklara sürmek isterlerse, bil ki doğru yoldasın. başka topraklarda ölmek senin derdin olmasın, çünkü ölüme giden yol her yerden aynıdır. şu sinoplu köpeğin yaptığı gibi, seni uzaklara sürenlere senin de onları oldukları yere hapsettiğini haykır.

bu üç safsatadan uzak dur. işte sana verebileceğim yegane miras.

ve son olarak, anlam pazarlarında süslü gözüken yaşamın anlamlarına kanıp onları kendine almaya kalkma. onlar genetiği değiştirilmiş olanlardır. yaşamın bir anlamı yoktur. öylesine yaşayacak ve öleceksin. çünkü insanın doğasına uygun olan budur. bu gerçek acı gözükse de unutma ki pazarlardaki en tatlı elmalar en çirkin gözükenlerdir.

8 replies on “bu mektup sana”

Enfes. Yazılarınızı heyecanla okudum tebrik ederim ve devamını sabırsızlıkla bekliyorum.

çok teşekkür ederim. elimden geldiğince sık bir şekilde paylaşmaya çalışıyorum. takipte kalın!

çok teşekkür ederim! bu hissiniz çok değerli, eksik olmayın. sevgiler.

Bu yazını bir kağıda yazdırıp elimde tutmak istiyorum. Büyülendim diyebilirim okurken. Tuhaf şey internet, kendine yakın olduğunu düşündüğün kişilere öylece ulaşabiliyorsun. Sana ulaşabildiğim için çok mutluyum. Devam etmen dileğiyle…

çok teşekkür ederim ince düşünceleriniz için! benim için de ulaşabilmek özel bir his. sevgiler!

teşekkür ederim! yeni yazılardan haberdar olmak isterseniz sitenin en alt kısmındaki butonlardan sosyal medya hesaplarını takip edebilirsiniz.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *